Yazdır
Kategori: Hakkımızda
Gösterim: 2241

Ajansta, benim odama ilk defa girenler belirgin biçimde şaşkınlığa düşerler. Bir duvarı kaplayan raflarda tam 118 kupa ve şilt vardır. Bunlar, 1989'dan bu yana başkanlığını yaptığım Yenişehir Spor Kulübü'ne aittir. Biri dışındakiler, asbaşkan olup büromu kulüp lokali olarak kullanmaya başlamak zorunda kaldığımız 1987'den sonra kazanılmıştır.

Bu maceram 1953 yılında başladı. Yenişehir semtinin ağabeylerinden Süreyya Aksoy okul durumumu sordu. "Lise bitti" yanıtını verdim. Hayta bir öğrenci olduğumdan hemen inanamadı ama, "Yenişehir adında bir kulüp kurduklarını, yönetimde görev aldığını" söyleyip giriş dilekçesi doldurttu. Bir süre sonra da basketbol şube kaptanı olduğunu, beni de yardımcısı seçtiğini açıkladı.

Hemen itiraz ettim : "Ben basketboldan anlamam ki"... Dinlemedi. Çaresizdim; 30 Haziran 1953 günü "görev"e başladım. Ankara Atatürk Lisesi'nde okuyup Güneşspor'da basketbol oynayan arkadaşlarımdan söz ettim; onları Yenişehir'e transfer etmeyi önerdim. "Onlar zaten spora başlamışlar. Biz yetenekli gençler bulup spora kazandıracağız." dedi. İyi de, o zamanın güçlü ekipleri olan Ankaragücü, Gençlerbirliği, Güneşspor, Hilâlspor karşısında ne yapabilirdik; averaj takımı mı olacaktık ?

Anlamını, değerini hemen anlamadığım laflar etti. "Yaygın ve üretken altyapı politikası" dedi. "Piramitin yüksekliği tabanının genişliği ile doğru orantılıdır." dedi. O söyledi, ben dinlemekle yetindim.

KURULDUĞUMUZ SEZON ŞAMPİYON OLDUK

Basketbol genç takımı onlarca kişi arasından, seçme yapılarak kuruldu; antrenörlüğüne Siyasal Bilgiler Fakültesi birinci sınıf öğrencisi (günümüzün ünlü gazetecilerinden) Mehmet Ali Kışlalı getirildi. Bizim takım hemen o sezon Ankara şampiyonluğunu kazandı; Türkiye şampiyonası finalinde Fenerbahçe'ye çok az farkla yenilip ikinci oldu.

Süreyya Ağabey'imin dediklerini anlamaya başlamıştım.

Kurduğumuz o genç takımdan, sonra Galatasaray ve Ulusal Takım kaptanlığı yapan, "Avrupa'nın en teknik basketbolcusu" seçilen Şengün Kaplanoğlu ile ulusal formayı defalarca giyen, yine sonra "Ulusal Basketbol Takımları Teknik Direktörü" olan Dr. Orhan Girgin gibi dev sporcular yetişti.

Yenişehir'in 50. kuruluş yıldönümü törenine Şengün, yurtdışından özellikle erken dönüp katıldı. Dr. Orhan, kurulduğu yıl şampiyon olan takımın özenle çerçevelettiği bir fotoğrafını ve ilk formasını armağan etti. Gözyaşlarımı zor tuttum; o formaları 50 yıl önce ben diktirmiştim.

Bir zamanların güzelim Yenişehir'i çarpık kentleşmeye kurban gitti. Gökdelenler, işyerleri, çok katlı mağazalarla doldu; beton yığınına döndü. Yenişehirliler Çankaya'ya, Kavaklıdere'ye, Esat'lara, Ayrancılara göçtü. Semt halkının desteğiyle varlığını sürdüren kulüp çaresiz kaldı. Sponsor firmalarla yapılan "zorâki izdivaçların sonu gelmedi. O dönemde atletizmde şampiyonlar yetiştirildi; basketbol ve hentbol takımları Avrupa kupalarına katıldı.

Ne kadar üzücüdür ki, Yenişehir'e sponsorluk yapan firmalardan ilki Kayseri, İkincisi İstanbul, sonuncusu Afyon'da yerleşikti. Ankara'dan herhangi bir kurum ya da kuruluş kentin bu üretken kulübüne sahip çıkmadı.           \

Oysa, "Türkiye'nin kalbi Ankara" deyiminden (RusjapHı Cıimhuriyet'in ilk yıllarında hazırladığı belgesel filmin adından) yola çıkılıp "Ankara'nınıgö^bebeği de Yenişehir'dir" denilirdi.

Kulübe yıllarca İstanbul'dan, "uzaktan kumandairDaşkanlık yapan Özer Uçuran Çiller, Başbakan olan eşi Tansu Çiller'le birlikte Ankara'ya yerleştiğinde bir telefon bile etmedi.

Aralıksız 52 yıldır hizmet ürettiğim Yenişehir'i anlatabilmek için ayrı bir kitap yazmak gerekir. Ama şunu vurgulamadan geçemem : Spor kulübü yöneticiliği benim için benzersiz bir okul oldu. Maçları yıldız sporcuların değil, tümüyle takımın kazandığını öğrendim. Takımdaşlık nedir, onu öğrendim. Gazetecilikte, sendikacılıkta, reklamcılıkta takım oyuncusu olmaya, takım ruhu oluşturmaya çalıştım. Zaman zaman başarılı oldum.

"Aralıksız 52 yıl" deyince, pek inanmıyorlar; "Askere de mi gitmedin" diyorlar. Askerliğimi Ankara'da Gölbaşı'nda yaptım; her iki anlamda Yenişehir'den uzaklaşmadım.

Bu noktada iki kişiye teşekkür etmeliyim. Bu kişilerden ilki, Bilkent Üniversitesi ve Bilkent Holding üst düzey yöneticilerinden Gündoğdu Akkor'dur. Bu yarım yüzyıllık dostum, yönettiği şirketlerden "Bilintur" için dergi çapında, periyodik bültenler yayımladı. Mutlaka birşeyler yazmamı istedi. Bir firmanın iç iletişimi için çıkarılan periyodiğe politika ya da aktüalite yazlamayacağından, anılarımı kaleme aldım. Şimdi kaynak oluşturuyor. Yoksa günlük tutan, arşiv yapan biri değilim.

İkinci kişi de, sekreterim Nazlı Sünbül. "Şunu da yazmalıyım" diyorum. "Falanca yer için, filanca tarihte yazmıştınız" diye anımsatıp bilgisayardan çıkış alıyor, getirip masama koyuyor. Aslında kendine de çalışıyor; yoksa herşeyi sıfırdan dizmesi gerekecek. Hem aklına hem eline sağlık.

İzleyen yazı da böyledir. Benim sadece Yenişehir Spor Kulübü fanatiği değil, doğup büyüdüğüm yıllardaki Yenişehir semtine sevdalı olduğumu dile getirir.

ıs